“Hz. İsa’nın Tutkusu”
Türkiye Gazetesi - 08.03.2004
Hıristiyan kültürü, inanışı açısından bakıldığında
Mel Gibson yeni birşey keşfetmiş değil. Orta Çağlardan beri Hıristiyan
sanatında çarmıha gerilme olayı ana temalardan biridir. Kiliselerde,
heykellerde, fresklerde, tablolarda daima yarı çıplak halde tasvirler,
acı, ıstırap, kan... Müslümanlar olarak, kiliselere gittiğimiz vakit
içimizin daralması belki de bu yüzdendir. Bizim dinimizde olmayan bir
tavırdır bu...
Hollywood’da şimdiye kadar pekçok Hz. İsa fimi çevrildi. Sinema sanatı,
bu konuya diğer sanat dallarında olduğundan daha farklı yaklaşmıştır.
Ben önceki Hz. İsa filmlerinin hepsini seyrettim. Bazılarında Hz. İsa
gösterilmez bile, sadece gölgesi vardır, adı vardır, eli vardır, çarmıh
olayı pek az yer tutar. Meselâ, “Ben Hur” ne muazzam bir filmdir? Fakat
bu son filmde yönetmen bir ilk yapmış, önceki filmlerin hiçbirinde
görülmeyen ölçüde şiddet kullanmıştır. Hz. İsa’nın Tutkusu filminden
aklımda kalan tek şey vahşettir. İki soru zihnime takılıyor:
1- Yönetmen şiddete neden bu kadar ağırlık verdi? Bu bir dinî film
olamaz. Hz. İsa’nın ağzından çıkan birkaç güzel cümle de vahşet
sahneleri arasında kaybolup gidiyor. İki saatlik filmin herhalde bir
saat kırkbeş dakikası işkence sahneleriydi. Film Hz. İsa’nın tutkusunu
ne kadar dile getirdi bilemiyorum ama yönetmende adeta bir vahşet
tutkusu vardı. Bazı dindarların, insanları dinin emirlerine uymaya
davet ederken, korkuyu, cezayı öne çıkarmaları gibi, koyu Katolik
Gibson da vahşeti, acıyı mı kullanmıştır?
2- Yahudilerin rolü neden bu kadar üstüne basıla basıla verilmiş?
Yahudi sermayesinin hayli söz sahibi olduğu bilinen Hollywood’da böyle
bir film nasıl çekildi? Bütün filmlerde Yahudileri hep mazlum olarak
görürken ilk defa bir filmde zalim olarak gördük. Daha doğrusu Yahudi
din adamlarını. Yahudi kral bile daha insaflıydı, Roma valisi bile
insaflıydı, fakat Yahudi ruhban sınıfı gözü dönmüş, kana susamış bir
güruh olarak resmediliyordu. Bu tavırda günümüz dünyasına bir mesaj mı
var?
Zaten İslam inancına ters düşen bu filmin Türkiye’de gösterilmeye
değeceğini düşünmüyorum. Benim bir filmin iyi film olup olmadığına
karar vermek için basit bir formülüm vardır. Kendime sorarım: Tekrar
görmek ister miyim? İyi bir film bence tekrar tekrar görülebilir. Bu
soruyu Hz. İsa’nın Tutkusu için sorduğumda diyorum ki: Allah muhafaza
buyursun!
Lâf aramızda, bu filmin hoşuma giden tek tarafı şu oldu. Biliyorsunuz,
film Aramice-Latince çevrilmiş, İngilizce alt yazılı. Yani bir salon
dolusu Amerikalı seyirci için perdeden yayılan konuşmalar “yabancı
dil”di; ben de, onlar da alt yazı okuyorduk. Halbuki şimdiye kadar
bütün filmlerde perdeden yayılan dil sadece benim için “yabancı dil”
olurdu. Amerikalı seyircilerle ilk defa aramda kurulan bu “eşitlik”
hoşuma gitti.