Şaban
DÖĞEN
Yeni Asya,
10.01.2004
Bir
hadis-i şerifte, “İsa (a.s.) gökten inecek, Deccalı öldürecek veya Hz.
Mehdî’nin Deccalı öldürmesine yardım edecek”1 buyurulur.
Fitneyi
uyandırmak ve hâkimiyet kurmak maksadıyla dünyayı dolaşan, bir kısım
istidracî
harikalar gösteren Büyük Deccal, bütün bunlara rağmen Hz. İsa’nın (as)
elinden
kurtulamayacaktır.
Rivayetler,
ayakbastığı her yeri, uğradığı her bölge insanını mânen bozup toplum
hayatı için
birer felâket unsuru haline getiren Deccal ve taraftarlarının dördüncü
devrede
artık iş yapamaz hâle geleceğini, durumunu muhafazaya çalışacağını
göstermektedir. Onun hakkından Hz. İsa (as) gelecektir. Evet, büyük
Deccalı, o
öldürecektir.
Bu
nasıl gerçekleşecektir? Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiğine göre
bunun iki
tevili vardır:
“Sihir
ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî harikalarıyla kendini
muhafaza eden
ve herkesi teshir eden [büyüleyip emri altına alan] o dehşetli Deccalı
öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mûcizatlı ve
umumun
makbûlü bir zât olabilir ki; o zât, en ziyade alâkadar ve ekser
insanların
peygamberi olan Hz. İsa Aleyhisselâmdır.
“İkinci
vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılıncı ile maktûl olan
şahs-ı
Deccalın, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk [maddecilik] ve
dinsizliğin
azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet
olan fikr-i
küfrîsini mahvedecek, ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i
İsevînin
hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak,
mânen
öldürecek. “2
Evet,
Hıristiyanlık dini üçlü bir Allah inancından kurtulup tek bir Allah
inancına
yönelecek, bir kısım hurafe ve saçmalıklardan arınacak, İslâmiyete
inkılâb
edecek, Kur’ân’a teslim olacak ve birlikte büyük bir kuvvet kazanarak
dinsizlik
fikrini yok edeceklerdir.
Ancak
herşey sebepler tahtında yürüyecektir. Çünkü sebepler dünyasında
yaşıyoruz.
Olup bitenlerin olağanüstü olarak gerçekleşeceği beklenmemelidir.
Resûl-i
Ekremin (a.s.m.) bile bütün işleri olağanüstü değildi. Ara sıra ve
ihtiyaç
ânında mûcize göstermekte, diğer zamanlarda nasıl davranmak gerekiyorsa
öyle
davranmaktaydı. Yerine göre aç kalıyor, yerine göre de sıkıntılara
göğüs
geriyordu.
Hz.
İsa’nın (as) da bütün işlerinin olağanüstü olmasını bekleyemeyiz. Yeri
gelince
elbet harikulâdelikler gösterecektir. Diğer zamanlarda ise günün
şartlarını
dikkate alacak, nerede, ne zaman ve nasıl davranılacaksa öyle
davranacaktır.
Deccal,
dinsizliğin temsilcisi olduğu, onun bir komitesi, sistemi, rejimi
bulunduğu ve
bugün de bunun komünizm olarak tecellî ettiği bilindiğine göre, ancak
çok
yakınları tarafından tanınabilen Hz. İsa’nın (as), bu mücadelesinde Hz.
Mehdînin de dinsizlik fikrini mahveden müdellel hakikatleriyle onu
yerle bir
ettiği düşünülemez mi?
Dipnotlar:
1-
Kittânî, Nazmü’l-Mütenasır, s. 145;
2- Nursî, Şuâlar, s. 506-507.
Hz.
İsa’nın (as) Deccal’i öldürmesi nasıl tecellî edecektir, bunu nasıl
yorumlamalıyız? Çağımızın büyük İslâm âlimi Bedîüzzaman Said
Nursî bunu
şöyle
açıklar:
“O
cereyan [dinsizlik cereyanı] pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hz.
İsa
Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik
dini zuhur
edecek, yani rahmet-i İlâhiye semasından nüzul edecek; hâl-i hazır
Hıristiyanlık dini o hakîkate karşı tasaffî edecek, hurâfattan ve
tahrifattan
sıyrılacak, hakàik-i İslâmiye ile birleşecek; mânen Hıristiyanlık bir
nevî
İslâmiyete inkılâb edecektir... Ve Kur’ân’a iktida ederek, o İsevîlik
şahs-ı
mânevîsi, tâbi; ve İslâmiyet metbû [tâbi olunan] makamında kalacak.
Din-i hak
bu iltihak neticesinde azîm (büyük) bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik
cereyanına
karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan İsevîlik ve İslâmiyet; ittihad
neticesinde,
dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i
semavatta
cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak
cereyanının
başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Küll-i Şey’in
va’dine
istinad ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem
Kadîr-i
Küll-i Şey vaadetmiş, elbette yapacaktır.”1
Evet,
“Alem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet [Allah’ı inkâr] niyetiyle
medeniyet ve mukaddesat-ı
beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hz. İsa Aleyhisselâmın
din-i
hakikîsini İslâmiyet hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve
fedâkâr
bir İsevî cemaati nâmı altında ve ‘Müslüman İsevîleri’ ünvanına lâyık
bir
cemiyet, o Deccal komitesini, Hz. İsa Aleyhisselâmın riyaseti altında
öldürecek
ve dağıtacak; beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracaktır.”2
Asıl
mesele bir virüsle ölebilecek Deccalın şahsını öldürmek değil,
mesleğini,
kurduğu dinsizlik sistemini öldürebilmektir. Bu hususa da Şuâlar’da
şöyle
açıklık getirilir:
“Hem
Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip
halleri
ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebattar rivayet edilmesi
cihetiyle
mânâsı gizlenmiş. Meselâ: ‘O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız
Hz. İsa
(a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz” rivayet edilmiş. Yani, onun
mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek; ancak semavî ve halis
bir din
İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur’âniyeye iktida ve ittihad eden
bu
İsevî dinidir ki, Hz. İsâ Aleyhisselâmın nüzûlü ile o dinsiz meslek
mahvolur,
ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.”3
Yetmiş
sene dünyaya kan kusturan, Rusya’nın bin yıllık mahsûlâtını bir çırpıda
yıkan,
mukaddes namına tahrip etmedik bir şey bırakmayan ateist rejim
komünizmin
uğradığı sevindirici âkibet, bu rivayetlerin bir nevî tasdiki değil
midir?
Evet,
fıtrata, âdetullaha zıt dinsizlik ölmek zorundaydı ve öldü. Rusya’nın
bizzât
kendisi de bu hakikat karşısında fazla direnemeyecektir. Çünkü, “İki
dehşetli
Harb-i Umûmînin neticesinde beşerde hâsıl olan bir intibah-ı kavî ve
beşerin
uyanması cihetiyle kat’iyyen dinsiz bir millet yaşamaz, Rus da dinsiz
kalamaz.
Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak
ve
hakîkata dayanan hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna
eden
Kur’ân ile bir müsalaha veya tâbî olabilir”4 müjdesinin gerçekleşmeye
başladığını bugün açık seçik görüyoruz.
Dipnotlar:
1-
Mektûbât, s. 54.
2-
A.g.e., s. 413.
3-
Nursî, Şuâlar, s. 581.