Şaban
DÖĞEN
Yeni Asya,
16.01.2004
Yetmiş-seksen
yıldır ateizm adına hareket eden komünizmle ne başlı başına İslâm
ülkeleri ve
ne de Hıristiyan ülkeler baş edebildi. İttifak zaruret olmuştu. NATO,
CENTO
gibi kuruluşlar da bunun sonucunda doğdu.
Aynı
Allah’a inanan insanların inançsızlıkla mücadeleleri bunu
gerektiriyordu. Bunu
çok iyi hisseden Bediüzzaman, ehl-i îmana da, dindar ruhanîlere de bazı
hakikatleri hatırlatma ihtiyacı hissetmişti: “Şimdi ehl-i îman, değil
Müslüman
kardeşleriyle, belki Hıristiyanın dindar rûhanîleriyle ittifak etmek ve
medar-ı
ihtilâf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü küfrü
mutlak
hücum ediyor.”1
“Şu
zamanda ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat değil yalnız dindaşı,
meslektaşı,
kardeşi olanlarla samimi ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakiki
dindar
rûhanîleri ile dahi medar-ı ihtilâf noktaları, muvakkaten medar-ı
münakaşa ve
niza etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı
ittifaka
muhtaçtırlar.”2
Misyonerler,
Hıristiyan ruhânîleri ve Kur’ân hizmetkârları çok dikkat etmeliydiler.
Çünkü
kuzeyden çıkan dinsizlik cereyanı, İslâmla İsevîliğin hücumuna karşı
kendini
müdafaa etmek için Müslümanlarla misyonerlerin ittifakını bozmaya
çalışıyordu.
Bu cereyan, İslâmın halkı kollaması, zekâtı farz, fâizi haram kılması
ve
zulümden sakındırması gibi esaslarını kullanarak Müslümanları aldatıp
onlara
bir imtiyaz verip kendi tarafına çekebilirdi.3
İkinci
Cihan Savaşının bir cephesinde dinsizlik rejimi komünizm vardı. Bir
tarafta da
Hıristiyan devletleri. Bediüzzaman bu yönüyle harbi değerlendirirken,
“...
Çünkü bu cihan harbinde iki hükümet küre-i arzın hâkimiyeti için
mürafaa ve
muhakeme dâvâsında bulunmaları içinde iki muazzam dinin musalaha ve
sulh
mahkemesine barışmak dâvâsı açılarak ve dinsizliğin dehşetli cereyanı
da semavî
dinlerle mücahede-i azîmesi [büyük mücahedesi] başladı.”4
Durum
nazik, düşman ise büyük ve dehşetliydi. İhtilâf edenler ne kadar
kuvvetli
olurlarsa olsunlar az kuvvetle alt edilebilirlerdi. “Deccalâne” cereyan
ise iş
başındaydı. Buna karşı Hıristiyanlarla Müslümanların ittifak içerisinde
olmaları gerekmekteydi. Şöyle diyordu Bediüzzaman:
“Ehemmiyetli
bir endişe ve bir tesellî kalbime geliyor ki: Bu geniş boğuşmaların
neticesinde
eski Harb-i Umumîden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyetin
istinadı,
menbaı olan Avrupa’da Deccalâne bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi
tesellîye
medar; âlem-i İslâmın tam intibahıyla Yeni Dünyanın, Hıristiyanın
hakiki dinini
düstûr-u hareket ittihaz etmesiyle ve âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve
İncil,
Kur’ân’la ittihad edip tâbi olması, o dehşetli gelecek iki cereyana
karşı
semavî bir muâvenetle dayanıp inşaallah galebe eder.”5
Nitekim
öyle oldu.
Dipnotlar:
1-
Emirdağ Lâhikası, 1:206.
2-
İhlâs Risâleleri, s. 24; Lem’alar, s. 151.
3-
Emirdağ Lâhikası, s. 159.
4-
Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 191.
5-
Emirdağ Lâhikası, 1:53.