Hıristiyanlık Ahir Zamanda Tasaffi Edecek mi?
Ebubekir Sifil
Milli Gazete, 26 Şubat 2005
Said Nursî
merhumun, Hz. İsa (a.s)’ın nüzulü ile birlikte Hıristiyanlığın,
bünyesine arız olan batıl inanç ve kabullerden arınarak İslam
ile bir noktada buluşacağı fikrini eserlerinde sıkça işlemesi,
günümüzde dinlerarası diyalog faaliyetini yürütenler tarafından
bu sürece bir “temel” ittihaz edilmiştir.
Said Nursi merhum bu fikri, Efendimiz
(s.a.v) tarafından kendisine Allah Teala’nın bildirmesiyle
haber verilmiş, vukuu kesin bir hakikat olarak değerlendirmekte ve
mesela bir yerde şöyle demektedir:
“İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü
bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden
ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin
semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı
tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye
ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp
edecektir. Ve Kur’ân’a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi
ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde
azîm bir kuvvet bulacaktır.
“Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan
İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe
edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvatta cism-i beşerîsiyle
bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına
geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şeyin vaadine istinad
ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli
Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.” (On Beşinci Mektup, 372)
Kanaatimce bu fikre, “Ehl-i Kitap’tan her biri,
ölümünden önce ona Hz. İsa (a.s)’ya muhakkak iman edecektir”
(4/en-Nisâ, 159) ayetinden, bir de Hz. İsa (a.s)’ın, nüzul
ettiğinde yapacağı işleri anlatan rivayetlerde geçen “vaz-ı cizye”
ifadesinden yola çıkarak varmıştır.
En-Nisâ ayetinin, Hz. İsa (a.s) nüzul ettikten
ve görevini yerine getirdikten sonra vefat etmeden, Ehl-i Kitap’tan
her bir ferdin kendisine iman edeceğini anlattığını bir çok kere
vurgulamıştım.
Bu ayetteki “Ehl-i Kitap” ifadesi umumî
olduğundan, o anda yeryüzünde bulunan bütün Yahudi ve Hıristiyanlar’ı
kapsar. Ancak ilgili hadisler, Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzüne
nüzulünden sonra Yahudisiyle, Hıristiyanıyla bütün Ehl-i
Kitab’ı, İslam’ı kabul etmekle savaş arasında bir tercih
yapmaya icbar edeceğini haber veriyor. Dolayısıyla tercihini savaştan
yana koyanlarla savaşacak, İslam’ı kabul edenler ise zaten eski
dinlerini terk etmiş olacaktır.
Yine ilgili hadislerde geçen “vaz-ı cizye”
ifadesi iki şekilde anlaşılabilir:
1. Cizyeyi kaldırmak. Bu anlam tercih edildiğinde,
yukarıdaki paragrafta anlatılan duruma gönderme yapılmış olacaktır.
Yani cizye uygulaması kaldırılacak ve Ehl-i Kitap için, mezkûr
iki tercih dışında başka seçenek kalmayacaktır.
2. Cizyeyi koymak. Yani Hz. İsa (a.s), Ehl-i
Kitap ile savaşıp galip gelecek ve şu anda yürürlükte bulunmayan
cizye uygulamasını tekrar ihdas edecek.
Ancak bazı hadislerde, İslam milleti dışındaki
milletlerin helak olacağı ve yeryüzünde sadece Allah Teala’ya
kulluk edileceği ifade edildiğine göre, milel-i sairenin cizye
vererek kendi dinî yaşantılarına devam edebileceğini düşünmek bu
rivayetlere aykırılık teşkil eder gibi görünmektedir.
Buna da şu şekilde cevap verilebilir: Yeryüzünde İslam
milleti dışındaki milel-i sairenin helak olmasından maksat,
hakimiyetin sadece Müslümanlar’da bulunmasıdır. Aksi halde
yeryüzünde Müslümanlar’dan başka bir milletin esasen mevcut
olmayacağını söylemek gerekir ki, bunu ileri sürmek mümkün değildir.
Konuyla ilgili bir kısım rivayetlerde geçen “vaz-ı
harb” ifadesi için de aynı durum bahis konusudur. Yani bu ifadeyi
“savaşı kaldırmak” olarak anladığımızda mana, “Hz. İsa (a.s), Deccal
ve ordusu ile savaşıp hakimiyet tesis ettikten sonra yeryüzünden savaşı
kaldıracak” tarzında olur.
Bu ifadeyi “savaşı yürürlüğe koyacak” şeklinde
anladığımızda ise, Hz. İsa (a.s) nüzul edene kadar Müslümanlar,
Deccal ordusuna karşı galebe çalmak şöyle dursun, kayda değer
bir mukavemet dahi gösteremedikleri halde, O’nun, nihai akıbeti
belirleyecek bir mücadele ortaya koyup galip geleceği anlaşılır.
Alâ külli hal, Hıristiyanlığın tasaffi edip “bir
nevi” İslamlaşmaya evrileceği görüşünün, tesbit edebildiğim
kadarıyla hadislerde herhangi bir “açık ve kesin” dayanağı
bulunmamaktadır.
Hz. İsa (a.s)’ın, “haçı kırıp, domuzu öldürmesi”ne
gelince, burada sembolik bir anlatım bulunmaktadır. Her ne kadar ulema,
“haçı kırması”ndan maksadın, Hıristiyanlık inancını
kendi tebliğ ettiği şekle döndürmesi olduğunu söylemiş ise de, ben bu
konuda biraz farklı düşünüyorum: Hz. İsa (a.s)’ın “haçı
kırması”ndan maksat –Allahu a’lem– Yahudiler’in, kendisini
çarmıha gererek öldürdükleri inancını iptal etmesidir.
Domuzu öldürmesi ise –bazılarının ilgili
rivayetlerin uydurma olduğunu ironik bir şekilde isbatı amacıyla “Hz.
İsa’nın domuz avına çıkması” tarzında değil–, Hıristiyanlar’ın
kendisinden sonra helali haram ve haramı helal kılan uygulamalarına son
vermesinin sembolik ifadesi olarak anlaşılmalıdır.
Yani haçın kırılması ve domuzun öldürülmesi,
biri Yahudiliğe, diğeri Hıristiyanlığa yönelik iki
sembolik uygulamadır ve bu iki dinin hakimiyet ve etkinliğine son
verilmesi demektir.
Ana Sayfa