|
SELEF VE
SELEFILIK
EBUBEKIR
SIFIL
Tarih
içinde izine rastlanmadigi halde, günümüzde birçok firka ve fikir akimi
dikkat çekmektedir. Modernistler, Reformistler, Ehl-i Kur'an
(Kur'aniyyun, Mealciler) ve Islâm'in saf haline dönme iddiasinda bulunan
Selefîler bunlardan baslicalaridir.
Günümüzde
ilmin zayiflamasi ve dogru ile yanlisin birbirine karistirilmis olmasi
sebebiyle bu tür akimlar, bazi iyi niyetli müslümanlarin aldanmasina,
yanlis yollara sapmasina vesile olmaktadir.
Bu yazi,
son dönemlerde ortaya çikan akimlardan biri olan Selefîligi kisaca
tanitmak ve yanlisliklarini ortaya koymak maksadiyla kaleme alinmistir.
Bu akimin görüsleri, temsilcileri ve onlarin tenkidi, hakkinda müstakil
kitaplar yazilacak kadar ayrintili ve önemlidir. Biz burada sadece
konuyu ana hatlari ile ele alacak ve kisa degerlendirmeler yapacagiz.
Selef kime
denir?
Hz.
Peygamber s.a.v.'in En hayirli nesil benim dönemimde yasayanlardir.
Sonra onlari izleyenler, sonra onlarin ardindan gelenlerdir. (1)
seklindeki hadisinde en hayirli nesiller olduklari haber verilen ilk
üç kusaga Selef denir.
Bu ilk üç
kusak, sirasiyla Sahabe, Tabiun ve Tebe-i Tabiîn'dir . Bunlar imanda,
ilimde ve amelde bütün müslümanlar için örnek nesillerdir.
Sahabe
kusagi, Hz . Peygamber s.a.v.'in vefatindan sonra Islâm'in biricik
temsilcileri olarak yasamis, gerek Hicaz bölgesinde, gerekse fethedilen
yeni bölgelerde Islâm'i hakkiyla teblig etmis, ögrenciler
yetistirmislerdir. Kur'an'i, hadis-i serifleri ve Islâmî uygulamalari
bütün müslümanlar Sahabe kanaliyla ögrenmistir. Bu sebeple Sahabe'nin
Islâm ilim tarihinde oldugu kadar, iman, amel, edep, zühd, vera, takva
ve ahlâkta da müstesna bir mevkii vardir.
Onlardan
sonra gelen kusaga Tabiun denir. Bu kusak da Sahabe'nin dizinin dibinde
yetismis, imani, ilmi ve ameli onlardan almistir. Bu kusaga Tabiun
(izleyenler, tabi olanlar) denmesinin sebebi, Sahabe'ye uymakta
gösterdikleri titizlik, ciddiyet ve özendir.
Sahabe'nin
önemi, Kur'an'da hayirla yad edilmis olmalari, Hz . Peygamber s.a.v.'in
yasantisinin ilk ve en önemli temsilcileri olmalari hasebiyle Islâm'i en
dogru sekilde anlayip yasamanin kistasi olmalari... gibi hususlardan
kaynaklanmaktadir. Tabiun'un önemi ise temelde su iki noktaya
dayanmaktadir:
1. Islâm'i,
Sahabe kusagindan, yani en dogru sekilde anlayip yasamis olan kusaktan
ögrenmis olmalari.
2. Sahabe
zamaninda rastlanmayan, sonradan karsilasilmis yabanci birçok fikir
akimi, kültür ve inanç sekliyle ilk defa onlarin muhatap olmasi.
Basta
felsefî akimlar ve Mu'tezile , Cebriye, Mürcie gibi bid'at firkalar
olmak üzere pek çok kültür, inanç ve cereyan ilk defa Tabiun döneminde
Islâm toplumuna girmis ve önemli fikrî ve akidevî sarsintilara sebebiyet
vermistir.
Iste Tabiun
nesline mensup büyük alimler, bu akimlarla mücadele ederek Sahabe'den
devralinan sahih Islâm anlayisinin zedelenmeden yasamasina ve gelecek
nesillere aktarilmasina sebep olmus ve çok büyük hizmette
bulunmuslardir. Dolayisiyla Islâm'in özüne yabanci her türlü cereyan
karsisinda nasil bir tavir takinacagimizi, Tabiun neslini örnek alarak
tesbit etmekteyiz.
Tabiun
dönemi, ayni zamanda fikhî mezheplerin temellerinin atildigi ve müstakil
mezheplerin ortaya çiktigi dönem olarak da dikkat çeker. Bu dönemde
yasamis olan Hasan-i Basrî , Süfyan -i Sevrî , Ibrahim en- Nehaî , Sa'bî
... gibi pek çok büyük alim, birer müçtehid olarak, müstakil mezhep
sahibi idiler. Hanefî mezhebinin imami Ebû Hanîfe de bu kusaga mensuptu.
(Allah hepsinden razi olsun)
Tabiun'dan
sonra gelerek onlara ögrencilik etmis olan kusaga da Tebe-i Tabiîn veya
Etbau't-Tabiîn (Tabiun neslini izleyenler) denir. Bu dönem de ilmî
ihtisaslasmanin ya sandigi, hadis-i seriflerin yaygin olarak müstakil
kitaplarda toplandigi, itikadî ve fikhî mezheplerin iyice yerlesip
müesseselestigi bir zaman dilimidir.
Kisaca
tanittigimiz bu üç nesil, gerek Kur'an ve Sünnet'te övgüye mahzar
olmalari, gerekse sahih Islâm anlayisinin bize kadar kesintisiz olarak
gelmesinde kilit rol üstlenmistir. Bu sebeple, daha sonraki asirlarda
devamli olarak merkezî bir yer tutmus ve adeta dogru-yanlis ayriminin
ölçüsü olarak algilanmistir.
Tarih
boyunca Islâm toplumlarinda ne zaman bir sarsilma, gevseme ve bozulma
görülmüsse, bu üç neslin temsil ettigi Islâm anlayisina dönüs gayretleri
sayesinde toparlanma olmus ve dogru çizgi muhafaza edilmistir.
Bu sebeple
Selef-i Salihîn, Islâm Ümmeti için vazgeçilmez bir nirengi noktasi ve
ölçü olmustur.
Selefîlik
nedir?
Selefilik,
Islâm'i, yukarida tanittigimiz Selef-i Salihîn'in anlayip yasadigi gibi
anlayip yasama iddiasinin vücut verdigi bir akimdir. Ilk defa Misir'da
Cemaleddin Efganî ve ögrencisi Muhammed Abduh tarafindan baslatilan
Islâmî islah hareketi, daha sonra Selefîlik adiyla anilan zümrenin
dogmasina kaynaklik etmistir.
Asagi
yukari ayni dönemde bugünkü Suudi Arabistan'in sinirlari içinde bulunan
Necid bölgesinde ortaya çikan ve Misir'daki hareket ile benzer
söylemleri dillendiren Muhammed b. Abdilvehhab'in yürüttügü Vahhabîlik
hareketine de daha sonra Selefîlik denmistir.
Bu iki
hareket arasinda temelde önemli farkliliklar bulunmamakla birlikte, söz
konusu iki akim su noktalarda birbirlerinden ayrilir:
1. Itikadî
sahada Vahhabîler Kelâm mezheplerini kabul etmezler. Ehl-i Sünnet'in iki
büyük kelâm alimi Ebu Mansur el-Maturidî ve Ebu'l-Hasan el-Es'arî
Vahhabîler'e göre, saf Islâm akidesini kelamî deliller kullanmak ve akli
nakle (ayet ve hadislere) hakem kilmak suretiyle bulandirmislardir.
Özellikle mütesabih (2) ayet ve hadislerin Allah Tealâ'nin sanina ve
yüceligine uygun olarak tevil edilmesine siddetle itiraz eden
Vahhabîler, tasavvufa da ayni siddetle karsi çikarlar.
Efganî-Abduh çizgisi ise itikadî sahada kelâm alimlerinin kullandigi
metoda temelde itiraz etmez; Felsefe, mantik ve kelâm gibi ilimleri
reddetmez ve mütesabih ayet ve hadislerin, Allah Tealâ ile mahlukat
arasinda benzerlik kurulmamasi için tevil edilmesi taraftaridir.
2.
Vahhabîler, fikhî mezhep olarak Ibn Teymiyye ve ögrencisi Ibnu'l
-Kayyim'in çizgisini izler. Diger mezhepleri ise istihsan, istislah,
mesalih-i mürsele ... gibi delillere yer verdikleri için bid'atçilikle
itham ederler.
Efganî-Abduh çizgisi ise genel olarak bir tek mezhebe mensubiyeti
reddederek, bütün fikhî mezhepleri birlestirme egilimindedir.
Aralarindaki ihtilaflari kisaca zikrettigimiz bu iki cereyan, zaman
içinde birbirine yaklasarak Selefî diye anilmislardir. Ortaya çikis
döneminden günümüze dogru ilerledikçe, Selefîlik akiminin içine baska
görüsler de katilmistir. Dolayisiyla Selefîlik dendigi zaman akla
her ferdinin ayni sekilde düsündügü homojen bir gruptan ziyade, asagida
zikredecegimiz görüsleri benimseyen kozmopolit bir kitle gelmektedir.
Selefîlerin
görüsleri
Mütesabih
ayet ve hadislerle ilgili görüsleri:
Selefîligin
en bariz vasiflarindan birisi, mütesabih ayet ve hadisleri lugat
anlamini esas alarak oldugu gibi kabul etmek seklinde kendisini
göstermektedir.
Buna göre
Kur'an'da ve hadislerde Allah Tealâ hakkinda zikredilen el, yüz, gelme,
oturma, inme, Ars'a istiva etme, gazaplanma, gülme... gibi sifatlar,
mahlukat hakkinda ne ifade ederse, Selefîler'e göre Allah Tealâ hakkinda
da ayni seyi ifade eder.
Oysa
Kur'an'da yer alan pek çok ayet, Allah Tealâ'nin bu gibi sifatlarini
mahlukatin sifatlarina benzetmenin dogru olmadigini ortaya koymaktadir.
Her ilim
dalinda, o sahanin mütehassislarinin söylediklerine itibar edilecegi
açiktir. Bu gerçekten hareketle tefsir sahasinda müfessirler, hadis
sahasinda muhaddisler , fikih sahasinda fukaha ve akaid sahasinda
kelâm/akaid alimleri ne demisse ona itibar edilir. Ömrünü fikih ilminin
meselelerine vakfetmis bir kimsenin akaid alaninda söyledikleri, bir
akaid aliminin söyledikleri gibi degerlendirilmez. Yahut yillarini
tefsir alaninda çalisarak geçirmis bir alimin, hadis ilminin derinlik ve
inceliklerini bir hadis alimi kadar bilmesi beklenmemelidir.
Tasavvuf
hakkindaki görüsleri:
Islâm
dünyasinin bazi yerlerinde tasavvuf adi altinda sergilenen birtakim
yanlis anlayi s, Selefîler'in tasavvufun özüne düsmanlik beslemesine
gerekçe teskil etmistir. Oysa Ehl -i Sünnet ve'l -Cemaat'ten asla ayri
düsünülemeyecek olan gerçek tasavvuf, Batinîlik, Hurûfîlik gibi sapik
cereyanlardan uzaktir. Ehl-i Sünnet çizginin muhafazasinda ve
yayilmasinda son derece büyük katkilari bulunan gerçek tasavvuf ehli,
müslümanlarin kalbî ve ruhî hayatinin inkisafinda, ahlâkin
güzellestirilmesinde ve erdemli fertlerin yetismesinde Sahabe döneminden
itibaren izlenen yolu izlemis ve tamamen onlara uymustur. Gerek itikadî,
gerekse amelî sahada gerçek tasavvuf büyüklerinin eserleri ve görüsleri
ortadadir.
Taklid
hakkindaki görüsleri:
Bir kisim
Selefîler, fikhî meselelerde herhangi bir müçtehid imamin taklid
edilmesine de siddetle karsi çikarak, bunun da kisiyi sirke ve küfre
götürecegini iddia ederler. Bu iddialarini ispat için de birtakim ayet
ve hadisleri delil olarak öne sürerler.
Oysa bu
ayet ve hadislere yakindan bakildiginda taklidin haramligi iddiasina
uygun hale getirmek için zorlama yoluyla tevil edildikleri görülür.
Tipki tevessül konusunda oldugu gibi, taklidin haramligi konusunda da bu
ümmetin tatbikati Selefîler'in iddialarinin geçersiz oldugunu gösteren
en büyük delildir.
Hadis
alimleri arasinda ittifakla dile getirilen bir husus vardir: Hadislerin
sahih, hasen veya zayif oldugu konusunda hadis alimleri tarafindan
verilen hükümler, onlarin kendi içtihadlarinin sonucudur. Dolayisiyla
onlardan sonra gelen ve onlarin kitaplarinda yer alan hadisleri delil
kabul edenler, onlarin bu hadislerin sihhati konusundaki içtihadlarini
taklid etmis olmaktadirlar.
Bugün
bizlerin, bizden bin ikiyüz, bin üçyüz sene önce yasamis hadis
ravilerinin ahvalini ve durumlarini bilmemizin bir tek yolu vardir. O da
hadis alimlerinin bu konudaki görüslerini bize nakleden kitaplara
basvurmaktir. Su halde bizim, herhangi bir hadisin güvenilir olup
olmadigi yolundaki degerlendirmemiz, tamamen hadis alimlerinin
içtihadina dayanmaktadir ve bu da tamamiyla bir takliddir. Her hususta
Selef'e tabi olduklarini iddia eden Selefîler dahi bu konuda hadis
alimlerini taklid eden birer mukalliddir.
Eger
herhangi bir alimin bir görüsünü, delilini bilmeden kabul etmek demek
olan taklid haramsa, bu harami Selefîler de islemektedir. Eger hadis
alimlerinin hadislerin sihhati-zaafi konusundaki kanaatlerini taklid
etmek caiz ise, müçtehid imamlarin fikhî konulardaki içtihadlarini
taklid etmek niçin haram olsun?
Kiyas
konusundaki görüsleri:
Günümüzde
Selefîler olarak anilan grup içinde, kiyasin ser'î bir delil
sayilamayacagini, çünkü kiyasin, Allah'in dininde sahsi görüs ile hüküm
vermek oldugunu söyleyenler mevcuttur.
Oysa fikih
usulü kitaplarinda ayrintili bir sekilde açiklandigi gibi, gerek Kur'an
ayetleri, gerekse hadisler, vakia olarak sinirlidir ve insanligin
karsilastigi her olayin hükmünün, ayetlerde ve hadislerde zikredilmis
olmasi mümkün degildir. Kur'an ve Sünnet konusunda biraz malumati olan
herkes bu noktayi kabul ve itiraf eder.
Su halde
hükmü Kur'an ve Sünnet'te zikredilmeyen olaylar hakkinda yapilabilecek
iki seçenek var. Ya bu olaylar hakkinda Islâm'in herhangi bir hükmünün
ve açiklamasinin olmadigini söylemek, ya da karsilastigimiz olayin
bizzat kendisi olmasa da, benzeri hakkinda Kur'an ve Sünnet'te yer alan
bir hükmü, aralarindaki benzerlik dolayisiyla yeni olaya da tatbik
etmek.
Bu
seçeneklerden ilkinin dogru oldugunu söylemek, Islâm'in evrensel
oldugunu, bütün zaman ve mekânlarin problemlerine çözüm getirme
özelligini haiz bulundugunu inkâr etmek demektir.
Kiyas'i
inkâr eden Ibn Hazm , bu iddiasi sebebiyle, birakalim bir Islâm
alimini, akli basinda siradan bir kimsenin bile gülüp geçecegi seyler
söylemistir. Mesela Kur'an ve Sünnet'de domuz etinin haram oldugu
zikredilmistir. Ama domuzun yaginin haram olduguna dair ne Kur'an'da ,
ne de Sünnet'te herhangi bir hüküm yoktur. Sirf bu gerekçeyle Ibn Hazm,
domuzun yaginin haram olmadigini söylemistir.
Iste
kiyasin reddedilmesi sonucunda varilacak komik nokta budur.
Ehl-i
Sünnet ne diyor?
Her ne
kadar Selefîler, yukarida özetlemeye çalistigimiz görüslerinde Selef-i
Salihîn'i örnek aldiklarini söylüyorsa da, bunun sadece bir iddia
oldugunu söylemek durumundayiz. Esasinda mesela Imam-i Azam Ebu Hanife
Hazretleri de Selef'tendir ve onun gerek itikadî, gerekse fikhî
görüslerini benimsemek, gerçek Selefîliktir. Bu söyledigimiz diger büyük
imamlar için de söz konusudur.
Ebu'l-Muzaffer el-Isferâînî , Ehl -i Sünnet ve'l-Cemaat'in itikadî
çizgisini ortaya koyan özellikleri zikrettikten sonra söyle der:
Bilmis ol
ki, Firka-i Naciye'nin (kurtulusa eren grubun) akaidinin özellikleri
olarak zikrettigimiz bütün bu hususlar, imanin sihhati babinda bilinmesi
gereken hususlardir. (...)
Ehl-i
Sünnet ve'l-Cemaat'in itikadi olarak zikrettigimiz hususlarin hiç birisi
hakkinda Safi'î ile Ebu Hanîfe; (Allah her ikisine de rahmet eylesin)
arasinda herhangi bir ihtilaf yoktur. Sadece bu iki imam degil, Malik,
Evzaî , Davud ez-Zahirî, Zührî , Leys b. Sa'd , Ahmed b. Hanbel , Süfyan
es-Sevrî , Süfyân b. Uyeyne , Yahya b. Maîn , Ishak b. Rahuye , Muhammed
b. Ishak el-Hanzalî , Muhammed b. Eslem et-Tûsî , Yahya b. Yahya
en-Nisaburî , Hüseyin b. Fadl el-Becelî , Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan,
Züfer b. Hüzeyl, Ebu Sevr ve Hicaz, Sam, Irak imamlari, Horasan ve
Maveraunnehir imamlari gibi Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis'in tümü ile
onlardan önce yasamis olan Sahabe, Tabiun ve Etbau't-Tabiîn de bütün bu
konularda görüs birligi içindedir. Bu iki firka ( Ehl-i Rey ve Ehl-i
Hadis) arasinda bütün bu konularda herhangi bir ihtilaf bulunmadigini
tahkik etmek isteyenler, Ebu Hanîfe'nin Kelâm sahasinda yazdigi
Kitabu'l-Âlim (ve'l-Müte'allim)'e, el-Fikhu'l-Ekber'e (...) ve Osman
el-Bettî'ye yazdigi (...) el-Vasiyye'sine baksin. Keza Safiî'nin yazdigi
eserlere baksin. Bu ikisinin mezhebi arasinda herhangi bir farklilik
bulamayacaktir.
Bütün bu
imamlardan, burada zikrettigimiz hususlar ile çelisik olarak nakledilen
görüslerin tümü, bid'atçilerin, kendi mezheplerini güzel ve dogru
göstermek için uydurdugu yalanlardir. (...) Bu kimseler, Ehl-i Sünnet'in
kiliçlarindan korktuklari için kendi habis akidelerini ihtiva eden
sözleri Ebu Hanîfe'ye nisbet etmis ve onun arkasina gizlenmislerdir....
(et-Tabsîr fi'd-Dîn, s. 113-114)
Bu ifadeler
bize sunu göstermektedir: Selefîler'in Selef anlayisi ile gerçek Selef
arasinda büyük farklilik var. Dolayisiyla adina Selefîlik denen akim,
her ne kadar Selef'in anlayis ve uygulamalarini esas aldigini söylüyorsa
da, aslinda Selef'in anlayis ve uygulamalariyla bagdastirilmasi hayli
zor olan fikirler benimsemistir. Onlarin reddedici, dislayici, kati ve
tekelci anlayisi, ne Ehl-i Sünnet-i Hâssa dedigimiz Selef'te, ne de
Ehl-i Sünnet-i Âmme dedigimiz Halef'te görülür.
1 Basta
Buhârî ve Müslim olmak üzere pek çok hadis alimi tarafindan rivayet
edilmistir.
2 Allah
Teala'nin eli, yüzü, gelmesi, gülmesi, gazaplanmasi , Ars'a istiva
etmesi... gibi ilk bakista mahlukata ait özellikler ile benzerlik arz
eden, ancak mahiyet olarak farkli olan hususlarin zikredildigi ayet ve
hadisler.
http://www.semerkanddergisi.com/6010.htm
|