......bir yıl önce Uhud savaşı bittiğinde müslümanlar, bir dağ yamacına çekilmişler; Müşrik Kureyş reisi Ebu Süfyan, ordusu ile Mekke'ye dönerken mağrur bir şekilde aşağıdan bağırarak meydan okumuştu:
-Seneye yine burada olmaya var mısınız?
Bu sese Sevgili Peygamberimizin izni ile Hazreti Ömer karşılık vermişti:
-Hay hay!
İşte şimdi şu günlerde Büyük Bedr'in senesi dolarken Ebu Süfyan, verdiği söz gereği asker toplamaya başladı. Çeşitli parlak ve çekici sözlerle Kureyş halkını müslümanlara karşı hazırlıyordu. Fakat işin hakikati o ki Ebu Süfyan bin Harb, geçen zamanın müslümanlar lehine işlediğini; her gün biraz daha kuvvetlendiklerini görmüş ve bu sebeple şimdi sırf zevahiri kurtarmak ve "Ebu Süfyan müslümanlardan korktuğu için sözünü unuttu" dedirtmemek için bir sahte gayret gösterisindeydi.
Bu sırada Medine'den Mekke'ye Naim ibni Mes'ud isminde biri geldi. Başta Ebu Süfyan olmak üzere Naim'in etrafını çevirdiler. Kureyş reisi soruyordu:
-Yâ Naim! Müslümanlar kuvvet bakımından nasıllar. Bize son hallerini anlat.
Bütün bakışlar Naim ibni Mes'ud'a döndü:
-Gayet iyiler. Onlarla bir cenk yapma sözünüz varmış ve herhalde şu günlerde tarihi doluyormuş. Bu yüzden harıl harıl hazırlanıyorlar.
-Evet; Bedr'de müslümanlarla çarpışmak hususunda kavlimiz var. Ancak bu sene kıtlık yaşıyoruz. Bu sebeple Bedr'e asker sevketmemiz zor. Yâ Naim senden bedeli karşılığı bir külfete girmeni isteyeceğim.
-Sizi dinliyorum yâ Ebâ Süfyan..
-Eğer Medine'ye dönerek bizim kuvvetli bir ordu topladığımızı; Mahammedîlerin böyle bir ordu ile başedemeyeceğini anlatır ve onları Bedr'e gitme fikrinden vazgeçirirsen sözünde durmayan Kureyş değil; müslümanlar olur.
-Yaparım. Ama ne vaadediyorsunuz?
-Her biri üç yaşında yirmi deve.
-Kefil de isterim.
-Süheyl bin Amr da kefilim olsun.
Naim ibni Mes'ud, pazarlığa razı olarak Medine'ye geldi ve bir yolunu bularak müslümanlara mevzuyu açtı:
-Kureyş, Bedr'in intikamı için çok hırslı. Hayli asker toplamışlar. Bana kalırsa Bedr'e gidip başınızı derde sokmayın.
Bazı mü'minler satılmış yalancıya inandılar ve: "Evet doğru. Hal böyle ise Medine'den çıkmamak en iyisi" gibisinden fikirler yürüttüler. Bu fikirler Efendimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem'i müteessir etti. Hatta eshabdan hiç kimsenin Bedr'e gitmeye arzulu olmadığını zannettiler.
...tam bu sırada Ebu Bekr radıyallahü anh ile Ömer radıyallahü anh hazretleri, Sevgili Peygamberimizin şerefli huzurlarına geldiler ve asker teşkil ederek Bedr'e gitmeyi arz ve teklif ettiler. Peygamberimiz, gayet memnun ve mesrur oldular ve buyurdular ki:
-Nefsim kudret elinde olan Allah hakkı için söylüyorum. Ben elbette cenge çıkacağım. Hiç kimse gelmese bile yalnız çıkarım.
Kahraman ve büyük Resûl'ün sözleri daha evvel yalancı şahsa kanarak ictihat beyan eden mü'minleri üzdü; tevbe ederek yüksek Peygamberin emrine koştular.
Resûlullah Zilkade ayının ortasında Medine'de kendilerine vekil olarak Abdullah bin Revaha'yı bıraktılar. Binbeşyüz yiğit toplanmıştı. İki at vardı. Sancağı Ali radıyallahü anh'a verdiler.
Gayet vakur ve disiplinli olan İslâm ordusu, şayet karşılarına çıkarsa, Kureyş ordusunu imha etmek için tam kararlıydı. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz isteyenin yanında satılacak mal da getirmesine müsaade etmişlerdi. Müslümanların malî bakımdan da kuvvetlenmeleri gerekiyordu.
...Kureyş ordusu, başlarında Ebu Süfyan olduğu halde onlar da iki bin kişi oldukları halde yola çıktılar. Merr-üz'zehran'ın Mecenne bölgesine kadar da geldiler. Ancak aldıkları bilgiler cesaretlerini kırdı. Müslümanlar kendinden gayet emin, son derece neş'eli ve harbe her bakımdan hazır ve zafere yakındı. Kureyş'in bu ordu ile çarpışıp galip çıkması mümkün değildi. Cenab-ı Hak, kalblerine korku düşürdü. Bu sebeple kıtlık ve erzak noksanlığını bahane ederek Mekke'ye geri döndüler. Kureyşliler gelirken yiyecek olarak yanlarında 'sevik' denilen kavrulmuş un getirmişlerdi. Müşrik askerleri, müslümanların karşısına bile çıkamadan geri dönünce onları, gören halk kendileri ile alay etmeye başladılar:
-Ceyşü's sevik/kavrulmuş un askerleri, diyor ve soruyorlardı:
-Niçin sözünde durmadın yâ Eba Süfyan?
Müslümanlar, sekiz gün beklemelerine rağmen Ebu Süfyan ordusu ortalıkta görünmedi. Bunun üzerine mü'minler getirdikleri malları çevre kabilelere satarak çokça para kazandılar ve alınları açık ve başları dik olarak Medine'ye geri döndüler.
Bu seferle Kureyş, kabileler nezdinde büyük bir itibar kaybına uğradı. Müslümanlar ise şereflerine yeni şerefler kattılar.
Küçük Bedr seferinden sonra çirkin bir iş yapan bir yahudi kadın ve erkekle, Katade ibni Numan radıyallahü anh'ın evinden zırh çalan Ta'mat ibni Ubeyrik ismindeki sanık muhakeme edilerek cezaya çarptırıldılar. İslâm adâlet tarihinin bu ilk duruşmasında hakimliği bizzat Sevgili Peygamberimiz yapmışlardı.
Alkollü içki içilmesi de hicri dördüncü yılda yasaklandı. Önce gelen âyetlerle sarhoşken namaza yaklaşılması haram edilmiş; daha sonra iki kademede nâzil olan âyetlerle alkollü içecekler tamamen haram edilmişti.
...Bazı sahabiler, zaten şarap içmiyorlardı. Alkolün kat'î olarak yasaklanmasını ve bu mevzuda vahiy gelmesini arzu ve dua edenlerin başında Hazreti Ömer radıyallahü anh geliyordu.
Hazreti Ömer, üç ayrı kere niyazda bulunmuştu:
-Allahım! İçki hakkında bize açık ve net bir emir bildir.
Maide sûresi, gelerek içki, kumar, fal gibi kötü âdetler kat'î olarak yasaklandı:
Bazı mü'minler, içkili oldukları zaman aralarında bazı nâhoş tartışmalar oluyor veya kendilerini methü sena ederek başka mü'minler ve onların toplulukları kötüleniyordu.
...Sevgili Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz, bir gün çarşı-pazarda tellal bağırtarak vahiy geldiğini; içki içilmesini yüce Allahın kesin olarak haram ettiğini herkese tebliğ buyurdular. Haberi ve büyük emri duyan sahabiler, evlerine koşarak şarap tulumlarını sokaklara çıkardılar. Efendimiz bilettiği bir bıçakla tulumun birini yardı; herkes böyle yaptı. O ân içki içenler, bir yudum bile almayarak ellerindeki testileri yere boşalttılar. Medine sokaklarından su gibi şarap aktı.
...akıllardan sanki bir örtü kalktı ve akıllar sanki daha parlaklaştı. Çünkü hamr/şarab örtü demek.
...İçkiye, imal edene, yapıldığı yere, taşıyana, satana, satın alana, bu yolla para kazanana yazıklar olsun. Buna dair O hep doğru söyleyen sallallahü aleyhi ve sellem, ağır haberler veriyorlar.
SEVGİLİ PEYGAMBERİM
İsmi minareden
minareye
İsmi bir ândan
öbür âna
İsmi ülkeden
ülkeye
Kıt'adan kıt'aya
Okyanus enginliğine
Feza derinliğine
Gül kokusu
gibi yayılan
Ezanları en
güzel ses bayrakları gibi yükselen
Sevgili Peygamberim
Sana selam
Sana hürmet
Sana minnet
Ey âlemlerin
rahmet sağnağı
ve günahkârlar
sığnağı
Yüzüm kara
Şefaat ya Resulallah
Dahilek ey
sevgililer sevgilisi
Gönlümün Sultânı
Varlık sebebim...