|
Yurtdışında
vefat eden bir Müslümanın cenazesinin
Türkiye'ye nakledilmesinde bir sakınca yoktur. Ancak bir
Müslümanın vefat ettiği yerde Müslümanlara ait
mezarlık bulunduğu takdirde onun oraya defnedilmesi daha uygundur.
Cenazeyi
öldüğü yere defin etmek, menduptur. Bundan
maksat öldüğü yerin mezarlığıdır. Cenazeyi defnetmezden önce başka yere
nakletmek de caizdir. Definden sonra kabrinden çıkararak nakil ise kesin
zaruret olmadıkça mutlak suretle caiz değildir.
Bu itibarla;
yurtdışında ötenlerin, bulundukları yerde bir Müslüman kabristanı varsa,
orada defnedilmeleri uygun olur. Şayet Müslüman kabristanı yoksa
Hıristiyan mezarlığında Müslümanlar için ayrılmış olan bölüme
defnedilmeleri mümkün olduğu gibi, Türkiye'ye nakledilmeleri de caizdir.
Ölü
yıkanmadan yanında Kur'an okumak mekruhtur.
Ancak başka bir odada okunmasında
bir sakınca
yoktur. Yıkandıktan sonra, yanında da
okunabilir.
Ölümünden
sonra, bir kimsenin ağzındaki sabit yani çıkarılıp takılmayan dişlerin
sökülmesi caiz değildir.
Cenazenin
tabutsuz olarak defnedilmesi esas-tır. Ancak kabrin zemini rutubetli veya
yumuşak olduğu takdirde cenaze tabut ile defnedilebilir. Fakat böyle
olmayınca tabut ile defin mekruhtur.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'in insanlığa tebliği ve hayatında
tatbik ettiği dinî hükümlerin doğru ve gerçek olduğunu kabul eden ve ben
Müslüman’ım diyen herkes, bazı ibadetlerde kusurlu bile olsa, dinden
olduğu kesinlikle bilinen bir hükmü inkar etmedikçe Müslüman’dır, bu
itibarla, günahkar da olsa her Müslüman’ın cenaze namazı kılınır.
Cenaze
namazı kılabilmek için gerekli şartlardan birisi de o cenazenin Müslüman
olmasıdır. Kendisinin veya ebeveyninden birisinin
veyahutta yaşadığı çevrenin Müslüman olmasıyla
mezkür cenazenin de -zahiren- Müslüman olduğuna hükmedilir. Sözünü
ettiğimiz şartlar muvacehesinde, cenazesi musallaya konulmuş olan kişinin
Müslüman olmadığına dair kesin bir bilgi bulunmadığı takdirde o kişinin
Müslüman sayılmasında ve cenaze namazının kılınmasında bir sakınca yoktur.
İntihar,
büyük günahlardandır. Başkasının canı-na
kıymak, katil olmaktan farkı yoktur, hatta daha kötüdür. Ancak bunu helal
saymadıkça intihar eden kişi İslam dininden çıkmış olmaz. Dinden çıkmayı
gerektiren bir davranışta bulunmamış olan, her
Müslümanın cenaze namazı kılınır.
Hilkati
tamamlanmadan düşen bir çocuk, bir bez parçasına sarılarak defnedilir.
Yıkanması, usülüne göre kefenlenmesi ve cenaze
namazı kılınması gerekmez.
Doğduktan
sonra ölen bir çocuğa isim verilir. Cenazesi yıkanır,
usülüne göre kefenlenir ve namazı kılınarak defnedilir. Böyle
olmayınca yani ölü olarak doğmuş ise, yıkanıp bir beze sarılarak
defnedilir; fakat namazı kılınmaz.
80- Bir
Müslümanın cenazesi gayr-ı
müslim çocuklarına bırakılır mı?
Vefat eden
bir Müslümanın cenazesi, Müslüman olan velisi
veya akrabası tarafından kaldırılır. Eğer- sözkonusu
cenazenin bütün akrabası gayr-i Müslim ise; cenaze hiçbirine verilmez,
onun techizi, tekfîni ve cenaze namazı
kılınarak defni, Müslüman toplumu üzerine farz-ı
kifayedir.
Hakkını
helal eden kişinin, ölenin üzerinde bulunduğunu bildiği hakları helal
olur, Sözgelimi, bir başkasının hakkını zimmetine geçirmiş olan kişi
öldüğü zaman, hak sahibi bundan haberdar olarak, kendi isteği ile
hakkını helal ederse, ölen kişi bu sorumluluktan kurtulur. Hak sahibi de
sevap kazanır. Fakat hak sahibi ölenin üzerinde bulunan bazı haklarından
haberdar değilse, haber-dar olmadığı haklarını helal etmiş sayılmaz.
Ayrıca karz veya alım-satım gibi sebeplerle
ölenin zimmetindeki borçlarının da, mirasının taksiminden önce
terikesinden hak sahiplerine (alacaklılarına)
ödenmesi gerekir.
Kabir
ziyareti hem erkek hem de kadın için müstehaptır.
Gerektiğinde, kadınlar da usulüne uyarak kabir ziyaretinde bulunabilirler.
Bir yerde
oruca başladıktan sonra, daha önce akşam olan doğudaki bir yere uçakla
giden bir kimse gittiği yerdeki vakte göre orucunu açacaktır. Eğer batıya
gidecek olursa durum yine aynıdır. Yani gittiği yerin vaktine uyarak
orucunu açacaktır. İftar vaktine yakın, uçakta yolculuğu devam ediyorsa,
uçaktaki görüntüye göre güneş batmadıkça iftar edemez. Çünkü orucun vakti,
ikinci fecirden güneşin gurubuna kadar devam eder. Yüksek bir yerde;
mesela; yüksek bir minarede veya kulede bulunan kimse, güneşin gurubunu
görmedikçe iftar edemez. Aşağıda bulunanlar ise bulundukları yerin
takvimine göre iftar ederler. Uçaktakiler de, üzerinde bulundukları yerin
saatini ölçü alamazlar; güneşin batmasını beklerler.
İslam dini
Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini
emreder. Mazeret ne kadar devam ederse şerî
ruhsat da o kadar devam eder. Bu gibi kimseler bir sene veya on sene
sonra, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan
oruçlarını kaza ederler. Cenab-ı Hak buyuruyor
ki:
"Sizden bir kimse hasta veya yolcu olursa oruç tutmadığı günler sayısınca
daha sonra diğer günlerde tutsun." (Bakara, 185)
Namaz ise
yolculuk sebebiyle kazaya bırakılmaz. Ancak seferi sayıldığı sürece dört
rek'atlı farz namazlar iki
rek'at olarak kılınır. Devamlı olarak uzun
yola giden kaptan ve sürücülerin durumu da aynıdır.
85-
Kalb hastalıkları olanlar ve hastaları günde
2-3 hap almak zorundadırlar. Bunların oruç tutmaları gerekli midir?
Hastalık,
Ramazan'da oruç tutmamayı mübah kılan
özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise
hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç
tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi
gerekir. Ayet-i Celilede; "Sizden her kim
hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç
tutar" buyrulmuştur (Bakara, 184)). Ömrü boyunca bu durumda hasta olan
kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin
fidye vermeleri de gerekmez. Dinimiz hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle
yükümlü kılmamıştır.
Ay hali oruç
tutmaya manidir, bu halde iken tutulan oruç sahih olmaz. Ay hali, hayız
kanının görülmesiyle başlar. İlaç ve hap sebebiyle de olsa, akıntı
olmadıkça ayhali vuku bulmadığından tutulan
oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler
dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için
ilaç ve hap kullanılması tavsiye edilmez.
Keffaret
olarak, arka arkaya altmış gün (veya iki kameri ay) oruç tutmaya başlayan
bir kadının, bu arada görebileceği ayhali
günleri keffaret orucunun sürekliliğini
engellemez ve bozmaz. Ancak bu durumda ay halinin bitiminden sonra, ara
vermeden keffaret orucuna devam edilmesi
şarttır. Söz
gelimi on gün oruç tuttuktan sonra,
onbirinci gün ayhali
gören bir hanım, belli günleri bitince hiç ara vermeden tekrar oruca
başlar, önceki tuttuğu on güne ekleyerek keffaret
orucunu tamamlar.
Düşük yapan
bir kadının yaptığı düşüğün saç, tırnak gibi bazı uzuvları belirgin hale
gelmişse bu kadın, yaptığı bu düşükle lohusa
sayılır ve orucu da bozulur.
İstek ve
iradesi dışında kusan kişi, ister az, ister çok (ağız dolusu) kussun,
kustuğunu geri yutmaz ise, orucu bozulmaz. Ancak böyle bir kusuntu ağız
dolusu olup geri dönerse İmam Ebu Yusuf’a göre orucu bozar.
Kendi isteği
ile ağız dolusu kusan kişinin orucu bozulur. Yani o gün orucunu devam
ettirir, Ramazandan sonra bir gün kaza gerekir,
keffaret gerekmez. Şayet ağız dolusundan daha az kusarsa orucu da
bozulmaz, kaza da gerekmez.
Buruna
akıtılan ilaçla oruç bozulur. Bu durum da oruçlu o günkü orucuna devam
eder. Ramazandan sonra bir gün kaza eder. Göze damlatılan ilaç -eseri
boğazda hissedilse bile- orucu bozmaz.
Oruçlu iken
arkadan fitil kullanmak orucu bozar. Bundan dolayı sadece kaza gerekir,
keffaret gerekmez. Kadının tenasül organına
ilaç ve benzeri herhangi bir şeyin akıtılması orucu bozar. Erkeğin tenasül
organının içine akıtılan ilaç Hanefilere göre orucu bozmaz; Şafiîlere göre
ise bozar.
Bir çöp veya
iplik ve sicim gibi herhangi bir şey yutulursa oruç bozulur. Ucu dışarıda
olan bir sicim mideye indikten sonra ondan bir parça kopup midede kalmadan
dışarı çekilirse oruç bozulmaz. Mideye sarkıtılan cihazın hükmü de
aynıdır. Fakat midenin filmini çekmek için ağızdan alınan ilaç orucu
bozar.
Oruçlu bir
kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile, ister susuz
olarak yer veya içerse orucu bozulur. Şafiî mezhebine göre; kendisine
yalnız kaza gerekir. Hanefi mezhebine göre ise; hem kaza hem de
keffaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı
mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle
ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir,
keffaret gerekmez.
Yoğunlaştırılmış sun'î oksijen, yiyecek,
içecek cinsinden olmayıp sırf hastanın teneffüs imkanını kolaylaştırmak
için kullanılan bir maddedir. Teneffüs, bütün canlıların yaşayabilmesi
için en tabî hakkıdır. Astımlı hastanın fiziki yapısı oruç tutmasına
müsait olup başka bir hastalığı da olmadığına göre, ilaç ağız ve nefes
boruları cidarlarında emilerek yok olduğu gerçeğinden hareketle ve orucun
teşri hikmeti de dikkate alındığında, astımlı hastaların rahat nefes
almalarını sağlama amacıyla ağıza püskürtülen
oksijenli ilacın orucu bozmayacağı mutalaa
olunmuştur.
Umumî
belva kabilinden olup kaçınılması mümkün
olmayan, rüzgarın kaldırdığı tozun, yanan ocaktan çıkan dumanın, elenen
veya öğütülen un'un yutulması.. ve benzeri şeyler orucu bozmaz. Zira
bunlar devamlı olarak insanlar tarafından karşılaşılan ve sakınılması
mümkün olmayan şeylerdir. Ancak sigara, nargile, enfiye gibi
kasden içilen şeyler; emilen şekerin veya
ilacın boğaza giden tadı orucu bozar. Bunlardan dolayı hem kaza; hem de
keffaret gerekir.
Vücuda
dışardan her hangi bir şey girmedikçe oruç bozulmaz. Bu itibarla ister
temizlik, ister serinlemek maksadıyle olsun,
ağız ve burundan su kaçırmamak şartıyle banyo
yapmakla oruç bozulmaz.
Ağız veya
burundan su girip yutulmadıkça yıkanmakla oruç bozulmaz. Bu itibarla ağız
ve burundan su kaçırmamak şartıyle oruçlunun
(ihtiyarî veya zarurî olarak) boy abdesti
alması caizdir. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmî
Seleme validelerimiz Peygamberimiz (S.A.V.)'in Ramazanda
imsaktan sonra boy
abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. Buna göre geceden cünüp
olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy
abdesti almak da orucu bozmaz.
Cünüp olan
kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Bu
kimsenin gusül abdesti ile meşgul olduğu
takdirde sahur yemeği yiyemeyeceği korkusu varsa elini, ağzını yıkadıktan
sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği
yemesinde bir sakınca yoktur.
Tek olarak
cuma ve cumartesi gününü oruca tahsis etmek tenzihen
mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) "Sizden biriniz bir
gün evvel veya bir gün sonra oruç tutmadıkça, sadece cuma günü oruç
tutmasın" buyurmuştur. Buna göre yalnız cuma günü (kaza veya nezir
dışında) oruç tutmak tenzihen mekruh olup,
cuma ile beraber bir gün önce veya sonra oruç tutulduğu takdirde
kerahat yoktur.
Şevval
ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır.
Peygamberimiz (S.A.V.) "Ramazanda orucunu tutup da Şevval'den de altı
gün oruç tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibi sevap alır"
buyurmuştur. Altı gün Şevval orucunu ayrı ayrı
tutmak mümkün olduğu gibi, ara vermeden üst üste altı gün tutulması da
mümkündür.
Şafiî
mezhebine göre; bu altı günü Şevval ayı içerisinde
ayn ayrı tutmakla sünnet sevabı kaza-nılır
ise de, Şevval ayının ikinci günü, yani bayramın birinci gününden
başlayarak üst üste ara vermeden tutulması daha faziletlidir.
Kandil
günlerinde oruç tutmak isteyenler, ihya ettikleri kandil gecesi oruca
niyet edip ertesi gün oruç tutarlar. Çünkü dinî hükümlere göre gün,
güneşin gumbu ile başlar ve ertesi günkü
guruba kadar devam eder. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V.): "Şaban
ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman o geceyi
ibadetle ihya ediniz ve gündüzünü de oruçla geçiriniz..."(et-Terğıb
ve't-Terğib Mısır
Baskısı 2/242) buyurmuştur. Ancak kandil gecesinden önceki gün oruç
tutmayı yasaklayan bir hüküm yoktur. Oruç tutulması mekruh olmayan
günlerin hepsinde oruç tutmak sevaplıdır.
102- Değişik
zamanlarda kasden Ramazan orucunu bozana
sonradan bir keffaret yeterli midir?
İster aynı
Ramazan ayında, ister ayrı ayrı Ramazan ayında
olsun, değişik zamanlarda Ramazan orucunu kasden
bozmuş olan kişinin bir tek keffaret orucu
tutması yeterlidir. Şafiîlere göre yalnız cinsî münasebetten dolayı
keffaret gerekir ve bu fiil tekrarlandığı
sayıca keffaret de tekrarlanır.
Ölenin
velisi veya başkaları ölen kişinin kazaya kalmış oruçlarını tutamazlar.
Nitekim bir hadis-i şerifte "bir kimsenin başkası yerine oruç tutması,
namaz kılması caiz olmaz, lakin velisi ölenin tutamadığı orucunun
fidyesini verir” buyurulmuştur.
Geri
ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekatlarının
ödenmesi gerekir. Şayet her yıl zekatı verilmemiş ise, alacak tahsis
edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekatların da ödenmesi gerekir. İnkar
edilen veya geri alınma ihtimali görülmeyen alacaklar için, alacaklının
her yıl zekat vermesi gerekmez. Şayet bu tür ümit kesilmiş bir alacak daha
sonra ödenirse, üzerin den yıl geçtikten sonra
zekatı gerekir; geçmiş yıllar için zekat gerekmez.
105- 3-5 yıl
va'deli borcu olan kimse nisabını nasıl
hesaplar?
3-5 yıl
vadeli borcu olan kimse, temel ihtiyaçlarını ve o yıl içinde ödenmesi
gereken borçlarını düştükten sonra, geride kalan zekata tabi malların
toplamı, nisap sınırını aşıyorsa, bu geride kalan kısmın zekatını verir.
|