Müslüman Sosyete
Mehmet
Şevket Eygi
Milli Gazete, 12.09.2005
Birtakım kadınlar, sadece
başlarını örtmekle İslâmî ölçülere göre örtünmüş olduklarını
sanıyorlar. Tesettür sadece başını bir bez parçasıyla örtmekten ibaret
değildir.
Birkaç yıldan
beri bir kısım
başları kapalı hanımlar, İslâm dinine ve ahlâkına yakışmayan
davranışlar sergiliyorlar. Herkesi suçlamıyorum, “Bir kısım
kadınlar...” diyorum. Bu gibilerin sergiledikleri uygunsuz ve
yakışıksız haller hakkında örnekler vermek istiyorum:
(1) Çok aşırı ve istisna bir
hadise
ama yine de üzerinde durmak gerekiyor. Başı kapalı, göbeği açık kız
bile görüldü, Hürriyet gazetesi resmini bastı. Akıl almaz bir şey.
Binde bir de olsa, bir Müslüman kız nasıl böyle giyinebilir?
(2) Tesettür, örtünmek,
saklanmak,
gizlenmek, kapanmak mânâsına gelir. Binaenaleyh nâmahrem (yabancı)
erkeklerin dikkatlerini çeken, cinsel arzularını tahrik eden,
bakmalarına sebebiyet veren birtakım cırtlak renkli, dar elbiseler
tesettürün gayesine tamamen zıttır. Öyle hanımlar görüyoruz ki,
vücutlarının hatlarını dışa vuran daracık elbiselere bürünmüşler,
başlarına bir eşarp sarmışlar ve sokaklarda, meydanlarda, çarşılarda,
pazarlarda salına salına, kırıta kırıta, bin işve ile yürüyorlar. Ne
kadar yakışıksız bir manzara...
(3) Renk kültürü diye birşey
vardır. Tesettürlü bir İslâm hanımı gökkuşağı gibi rengârenk
başörtülere, elbiselere bürünemez. Tesettür kıyafetinin renkleri sade
olmalıdır, mat olmalıdır, göz çekmemelidir. Birtakım tesettür firmaları
son birkaç yıl içinde pembe rengi ön plana çıkarttılar. Pembenin de
tonları vardır, soluk pembe olsa fazla dikkati çekmez. Lakin para
kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen bir takım tesettür
konfeksiyoncuları, pembenin en cırtlağını, en çirkinini moda haline
getirdiler. Bunların kurbanı olan bazı başı örtülü hanımları görünce
Rio karnavalını hatırlıyorum. Efendiler, hanımlar!.. Ayıptır, lütfen
kendinize geliniz.
Laiklerin ve çağdaşların
türban
dedikleri başörtüsü, İslâm Şeriatının öngördüğü tesettür kıyafeti
değildir. Tesettürün, şer’î bakımından iki veçhesi vardır:
A. Vücudunu bol bir elbise veya
çarşaf ile örtecek, dikkat çekmeyecek.
B. Nâmahrem erkeklerle görüşmeyecek.
İkinci madde bu devirde artık
uygulanmıyor. Bari birinci maddeyi Şeriatın istediği şekilde
uygulayalım.
Müslüman bir hanım, bu
devirde
doktorluk, eczacılık, hemşirelik, öğretmenlik, gazetecilik ve daha bir
sürü iş yapabilir. Ancak her hal ü kârda başını örtmeli ve çok sade
şekilde giyinmelidir.
Birtakım cahil kadın ve
kızların
saçlarını deve hörgücü şeklinde topuz yapmaları İslâm dininin hoş
görmediği bir şeydir. Peygamber Aleyhisselâm saçlarını deve hörgücü
gibi yapıp örtünen kadınlar için “Onlar cennetin kokusunu
alamayacaklardır...” buyurmuşlardır. Böylesine ağır bir Peygamber
tehdidi varken nasıl oluyor da birtakım İslâm kadınları saçlarına böyle
bir şekil verebiliyorlar? Bu hanımları birtakım hocalar niçin uyarmıyor?
On dört senedir Millî
Gazete’de
günlük yazılar kaleme alıyorum, kaç defa giyim kuşam, kılık kıyafet,
başörtüsü, erkeklerin namaz takkeleri hakkında ciddi müesseseler,
vakıflar, enstitüler kurulmasını, tetkikler yapılmasını, uzmanlar
yetiştirilmesini teklif ettim, bu tekliflerim maalesef hiçbir ilgi
görmedi.
İslâmî kesimdeki son
rezaletlerden
biri de “Tesettürlü Müslüman sosyete” kepazeliğidir. Sosyete, Batı
medeniyetine mahsus bir şeydir. Orada kadın erkek arasında kaç göç
yoktur, orada bir erkek, dekolte kıyafetli karısının yabancı bir
erkeğin kollarında dans etmesine izin verir, orada yine kadın erkek
karışık fısk ve fücur alemleri tertip edilir. İslâm dini ve ahlâkı
böyle şeyleri kabul etmez.
Şu sosyetik tesettürlülere
bakınız.
Başlarını kapatmışlar, rengârenk kıyafetlere bürünmüşler ve sonra
diledikleri gibi yaşıyorlar. Bir Müslüman “dilediği gibi” yaşayabilir
mi? İslâm dini birtakım ölçüler koymuştur, sınırlar çizmiştir, bunlara
mutlaka uyulması gerekir.
Kapalı bir İslâm hanımı
yabancı
erkeklerle el sıkışabilir mi?
Tesettürlü bir Müslüman
kadının
yapabileceği işler vardır, yapamayacığı meslekler vardır. Müslüman bir
kadın “zührevî hastalıklar” doktoru olabilir mi? Elbette olamaz.
Memleketimiz yıllardan beri
çok
ağır bir iktisadî kriz içinde çırpınıyor. IMF’nin pençesine düştük;
borç, faiz, işsizlik, sefalet bataklıklarında çırpınıyoruz. Milyonlarca
vatandaş aç,sefil, perişan. Çöplüklerden ekmek toplayanlar var, üç ayda
verilen 155 YTL ile geçinmeye çalışan kimsesiz, bîçare, bîkes
ihtiyarlar var. Bana inanmıyorsanız fakir mahallelerin muhtarlarına
sorunuz, mesela Eminönü ilçesinde Küçük Ayasofya Mahallesi muhtarına
gidiniz, bilgi alınız, sefalet diz boyu. Belediye bu gibi fakirler için
yemek pişirip dağıtıyor. Üç torunuyla ortada kalmış ihtiyar bir kadın
her gün öğleleri gidiyor, bu Belediye yemeğinden alıyor, evde bunları
ısıtacak gaz tüpü yok... Sonra birtakım tuzu kuru (kupkuru) tesettürlü
sosyetik Müslüman hanımlar beş yıldızlı otellerde toplantılar, çaylar,
partiler düzenliyorlar. Maaşallah hepsi limuzinlerle, cehennemî lüks
ciplerle geziyor. Bu kadınlar kendilerini, ekmek diye bağıran açlar
için “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler...” diyen kraliçe mi
zannediyorlar?
Çok zengin de olsa, kocası
çok
yüksek bir makamda da bulunsa Müslüman kadın sorumsuzca yaşayamaz.
Ülkede bunca aç ve sefil
varken beş
yıldızlı otellerde fink atmak bir Müslümana yakışır mı?
Sormuşlar:
- Efendim, niçin bu lüks ve pahalı
beş yıldızlı otellerde kalıyorsunuz?
- Bunun ıstırabını ben de
çekiyorum. Ne çare ki ülkemizde altı ve yedi yıldızlı oteller yok!
Basra Körfezi (Haliç) ülkelerinden
birinde yedi yıldızlı bir otel varmış, dünyanın en lüks oteliymiş.
Bizim Müslüman sosyete böyle otellerin hasretini çekiyor.
Zengin, yüksek tabaka
Müslüman
tesettürlüler var güçleriyle hayır, hasenat, kültür, sanat, fakirlere
yardım gibi iyi, doğru, meşru sahalarda çalışmalı ve hizmet vermelidir.
Onları fakir mahallelerde, çaresizlere, düşkünlere, sefalet çekenlere
yardım ederken görmek istiyoruz.
“Bizim paramız var,
istediğimiz
gibi giyiniriz...” Ne kadar aptalca, şeytanca, beyinsizce bir
düşünce... İslâm dini lüksü, israfı, gösterişi, saçıp savurmayı,
gururu, kibri yasak ediyor. Zina yapmak, şarap içmek, faiz yemek, adam
öldürmek nasıl haramsa, büyük günahsa israf da böyledir. Nasıl rakı
içmekten tiksiniyorlarsa, israftan da o şekilde iğrenmeleri,
kaçınmaları, uzak durmaları gerekir.
Kendilerine Müslüman sosyete
denilen akılsızlar güruhu Batılıları örnek alıyorlar. Peygamber ne
buyuruyor?.. “Bir topluma benzeyen onlardan olur” diyor. Müslüman
kadınlar için örnek ve model Peygamberin zevceleri, Ehl-i Beyti, Asr-ı
Saadetteki Müslüman hanımlar, daha sonraki asırlarda yaşamış büyük ve
hayırlı İslâm kadınlarıdır. Başka medeniyetlerin, hele bozuk Batı
medeniyetinin kadınları tesettürlü hanımlara örnek olamaz.
Bu gibi konularda keskin
hükümler
vermek, kesici konuşmak gerekir.
* İslâm’da sosyete olmaz...
Müslüman kadınlar “İslâmî bir sosyete” teşkil edemezler. Bunlar
bozuk ve sapık davranışlardır.
* Başımı örterim ve sonra her haltı
yerim... Bu da olmaz. Müslümansan Müslümanlığını bil; Şeriat, fıkıh,
ahlâk-ı İslâmiye kitaplarındaki hüküm, ölçü ve sınırları hayata uygula.
Peygamber Efendimize
sormuşlar:
“Din nedir?”, “Nasihattir” demiş. Aynı soruyu tekrarlamışlar, yine
“Nasihattir” demiş. Üçüncü defa sormuşlar, yine aynı cevabı vermiş.
Bu memlekette binlerce Ezher
mezunu
hoca var. On binlerce medrese mezunu, ilahiyat fakültesi mezunu, Arap
ülkelerinde, Pakistan’da Şeriat okumuş hoca var. Şeyhler var, Diyanet
İşleri Başkanlığı var, onun yüz bine yakın hocası var, vaizleri var;
mürşidler, şeyhler, üstadlar, ağabeyler, Efendi Hazretleri, Hazret-i
Muhteremler var. Velhasıl bir sürü pabucu büyük var, lakin dinî
konularda yeterli, tesirli nasihat yok. Müslümanlara mutlaka nasihat
etmesi gereken zatlar niçin susuyorlar?
Allı zilli, cırtlak pembeli,
yırtmaç etekli, dar elbiseli, işveli birtakım tesettürlü kadınlara kim
nasihat edecektir?
Bu beni aşan bir iş, zaten dokuz
köyden kovulmuşum..