Dış kıyafet şekilleri muhafazakar çizgi tercihinde olanlar için ciddi bir sorun. 1970’lerde giyilebilecek pardösü dahi bulunamazken
80’lerin sonuna doğru bu tarz
üretimin yaygınlaşmasıyla birlikte 90’lara tesettür defileli markaların
dillendirdiği yoğun bir potansiyelle girildi. Öyle ki bir dönem, örtülü
bayanlar için dış giyim denince akla ilk gelen tarz pardösü olmuştu.
Genç kesim ya da üniversiteli kızlar bu tarz şıklığın en etkin
taşıyıcısı durumundaydılar.
Yoğun talep karşısında artan fason üretimin oluşturduğu tekdüzeliğe
karşı markaların etkinliğini koruyamayışı yine aynı kesim içinde özgün
tasarımcıları doğuracak ve özellikle üniversiteli genç kızlar yoluyla
tanınan stilistler oluşacaktı.
Tesetttür giyim üretiminin daha çok dış giyim tarzında oluşu zamanla ev
hanımlarını ev içi uygun kıyafet arayışlarına götürmeye, çalışan
kesimde ise daha rahat hareket imkanı sağlayacak fakat tesettür
çizgilerini de zorlamayacak tarzlar bulma sıkıntılarına doğru taşımaya
başladı.
Portakal Çiçeği Moda Evi, ev hanımlarının ev içi giyimlerinin
çizgilerine daha özgün bir yaklaşım getirmek amacıyla ve ev
hanımlarının katılımıyla oluştu. Fakat hitap ettikleri üst gelir
çevresinin dışına çıkamadılar.
Öte yandan çalışanlar, ev hanımları ya da öğrenci kesimi için kendi
tarzlarını ortaya koyabilecekleri Haute Couture, ya da ‘en iyi dikiş,
en iyi kumaş ve en iyi model’ tanımıyla çalışan isimlerin bu camiada da
yeralmaya başlayışı, giyim şekillerinde özellikle de günlük kıyafet ve
abiyelerde çeşitlenerek farklı gelişmeleri bir başka boyutuyla
etkileyeceğe benziyor.
Üniversitelilerin Perihan Ablası
Sekiz yıl önce iki öğrenciyle işe başlamış Perihan Mataracı.
Üniversitenin mescidine astığı el ilanıyla ulaşmış bu öğrencilere de.
İstanbul’daki bütün üniversitelerde tanınır olmuş sonra. Kendisini de
gençlerin stilist ve modacısı diye tanımlıyor. Onların yeniliğe daha
açık oluşu, tasarladıkları modelleri kendisine kolaylıkla
aktarabilmeleri ve ortak fikirler sonucu çıkıyormuş yeni modeller.
Gençlerin memnuniyetini belirtme şekilleri de çok etkilemiş
Mataracı’yı. “Onların sevinci de iltifatı da bir başka oluyor ve
yorgunluklarımı unutturuyor” diyor.
Perihan Mataracı’nın ilginç bir özelliği de evlendikten sonra bu işe
başlamış olması. Eşiyle birlikte çalışıyor ve müşterilerle
oluşturdukları modelleri eşine aktardığında hiç eksiksiz aynen o
modelin çıktığını belirtiyor. Bir bakıma başarısında eşinin rolü çok
önemli. Şu anda genel olarak pardösü ve ceket—etek gibi dış giyim
konusunda çalışmayı tercih ediyor ve bu alanda iddialı. Diktiği
kıyafetleri dışarıda karşılaşan müşterilerinin birbirleri üzerinde
uzaktan tanıdıklarını söylüyor. Kıyafetlerde kendine özgü
farklılıkların dikkat çektiğinden ve beğenildiğinden emin.
Tarzının çok gösterişli olmamasına dikkat ettiğini belirtiyor. Ona göre
dışarıda özenli olunmalı fakat, tesettür ölçülerinden de çıkılmamalı.
Üniversiteliler arasında rağbet gören biri olarak onların son
zamanlarda içinde bulundukları duruma dair bir yorumu var Mataracı’nın.
“Üniversitelerde başlarını açan kızlarda artık pardösülerin boylarının
uzun olması da anlamını yitirdi” diyor. Pardösü talebinde çok büyük bir
düşüş olduğunu belirtiyor. Yine de o bu tarzda kararlı. Ancak çok özel
durumlarda abiye ve nişanlık çalışabiliyor. Yaptığının en iyisini
yapmak hedefinden yola çıkarak kendisine böyle bir sınır çizmiş.
Fiyatları da bu yüzden çok yüksek tutmuyor. Emeğin fazlasıyla üstünde
tutulan miktarları da eleştiriyor.
Sekiz yıllık bir tecrübenin ardından hangi müşterisinde hangi modelin
nasıl duracağını, hangisinde hataların nasıl asgariye indirileceğini
kestirmesi problem olmuyor.
Bir de Arnavut müşterileri var Mataracı’nın. Arnavutların giyinmeyi çok
sevdiklerini tespit etmiş. Müşteri potansiyelinden bir hayli memnun.
İlginçtir ama atölyesinin kapısına bir yazı yazma gereğini bile
duymamış.
Haute Couture tesettürde
Daha çok günlük kıyafetler ve abiye tarzında houte couture çalışan
Yasemin Babayiğit, bir başka boyutuyla yaklaşıyor muhafazakâr kesimin
giyim probemlerine. O aynı zamanda bu camianın ilk haute
couture’lerinden. Güzel Sanatlar’da resim eğitimi ve tasarım dersleri
almış. Houte couture’e yönelmesi ise örtündükten sonra kendi tarzında
giyebileceği fazla bir materyal bulamaması sebebiyle olmuş. Kendine
özgü tasarımlarının yakın çevresinden beğeni bulması bu alandaki
eksikliği doldurmada bir şeyler yapmaya yöneltmiş onu.
Geçtiğimiz haftalarda açtığı atölyesinin dekorasyonuna ve renk uyumuna
bakılırsa, içeriye girenler için ilk etapta önemli bir referans teşkil
edebilecek ince bir zevkin yansıdığı hissediliyor.
Yasemin Babayiğit’e gelen kişinin nasıl giyinmekten zevk aldığı ve o
kıyafetle nerede bulunacağını söylemesi yeterli. Bundan sonraki bütün
detayları düşünmek ona kalıyor. Bu bir anlamda tüm endişenin tamamen
ona bırakılması anlamına da geliyor.
Kişinin tarzını ve ona en uygun neyin gidebileceğini, ne tür eşarp ve
aksesuarla kombine edileceğini onun adına düşünüyor ve birlikte
kararlaştırıyorlar.
Diyelim ki bir bayan, pardösüsünü çıkarıp çok rahat bir yerde
çalışıyor. Bunun için neler yapılabilir diyerek bir somut örnek veriyor
Babayiğit. “Rahat, dökümlü, yumuşak kıyafetler tercih edilebilir.
Pantolonlu fakat üzerini kapatabilecek şekilde dökümlü kumaşlar
seçilebilir. Kumaşla uyumlu bir başörtüyle kombin yapılabilir”....
Çalışmalarında sadece örtülü bayanları da baz almıyor. Her tarzı
benimseyenler için yapabileceği bir şeyler var, fakat uçuk kaçık
modellerle değil, belli bir mantık dahilinde. Öncelikli hedef
bayanların evlerinde ve iş yerlerinde giyebilecekleri uygun kıyafetleri
ortaya koyabilmek çünkü.
Örtülü kadın için dış giyimde bir çok alternatiflerin olabileceğinin de
altını çiziyor Yasemin Babayiğit.
Genel olarak günlük giyimde ve abiyede sektörel bazda eksikliklerin
oluşu, onun bu tarza yönelmesinin etkenlerinden biri olarak kabul
edilebilir.
Bir mevki belirlemek değil kendileri gibi olmaları adına, dayatılan bir
hazır giyimin ya da belirli akımların doğrultusununun aksine, kişinin
nasıl rahat edebileceği, karakteri, ne renk sevdiği gözönünde tutularak
bütün bu farklılığı arzu eden herkes benim hedef kitlem diye tanımlıyor
hitap ettiği kitleyi.